• BIST 105.964
  • Altın 163,264
  • Dolar 3,9325
  • Euro 4,6364
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 1 °C
  • Tunceli 5 °C

Dersim’i dinlemek istedik

Dersim’i dinlemek istedik
Dersim Yayınları geçen günlerde önemli bir çalışmaya imza attı.

Hafızanın Dili: 1940’lı Yılların Çocukları Dersim’i anlatıyor adlı kitap, Türkiye tarihinde ve sosyolojisinde önemli bir yeri olan Dersim coğrafyasına başka bir açıdan mercek tutuyor. Özel bir yöntemle hazırlanan kitap, politik olduğu kadar kültürel hafızamıza da yeni şeyler katıyor. Kitabı hazırlayan yazarlar, Şükrü Aslan ve Şükran Lılek Yılmaz ile Dersim Yayınları’ndan çıkan kitabı konuştuk. Yazarlar kitabın Dersim’i dinleme ihtiyacından doğduğunu kaydetti.

-Dersim’in 1940’lı yılları ile ilgili yaptığınız çalışma hangi ihtiyaçtan doğdu?

Ş.Aslan: Bu çalışmayı yapmaya birkaç nedenden dolayı ihtiyaç duyduk. Birincisi, Dersim’de sürgün ve katliama odaklanmış sözlü anlatıların genellikle dışında kalmış alanlara; özellikle de gündelik hayata yönelme ihtiyacı. İkincisi, katliam ve sürgün sonrasında Dersim’de yaşamaya devam eden kesimlerin anlatılarında büyük kırımın ertesindeki Dersim’i anlama ihtiyacı. Üçüncüsü de daha spesifik bir toplumsal grup olarak fakültelerin herhangi bir bölümünden mezun olmuş kişilerin dilinden Dersim’i dinleme ihtiyacı. Bütün bu ihtiyaçlar bu kitabın hazırlanma sürecini biçimlendirdi diyebiliriz.

-Kitabın adında yer alan ‘1940’lı yılların çocukları Dersim’i anlatıyor’ ifadesinden özellikle çocukluk evresini ele almak istediğiniz anlaşılıyor. 1940’lı yılları çocuk yaşında bilenlerden sormak onları konuşturmada sıkıntı yarattı mı?

Ş.L.Yılmaz: Bugün, 80’li, 70’li yaşlarını sürmekte olan 1940 kuşağının çocukluk evresinin ele alınmasının temel nedeni, 1938 Dersim kırımından kurtulan, sürgüne gönderilmeyen nüfusun yaşanan travmadan sonra yeniden hayata tutunmaları, günlük yaşamlarını sürdürmek için geliştirdikleri araçları, karşılaştıkları zorlukları bilinir kılmaktır. Katılımcılar, üzerinden 70 yıl geçmişken, çocukluk yıllarına dönüp o günleri anlatmaya çalışırken birtakım zorluklar yaşadı. Bilindiği gibi beyin, kullanılmayan -özellikle de eski- bilgileri geriye atar ve ancak ihtiyaç duyulduğunda yeniden açığa çıkarır. Katılımcılarımızın bu anlamda kimi zaman bir olayın tarihini veya olaya dahil olan şahsiyetlerin isimlerini hatırlamakta zorlandıkları anlar oldu. Bazen de anlatılan başka bir olay veya durum unutulan bilgiyi çağrıştırdı. Özellikle katılımcının hayatında rol oynayan, iz bırakan olaylar veya şahıslar daha kolay hatırlanırken çoğu zaman gündelik hayata dair yaşanmışlıklar hatırlanmayabiliyordu. Bu zorluğu aşmak için söyleşilerin çözümlemesini tamamladıktan sonra metni konuşmacılara göndererek, okumalarını ve yapmak istedikleri ekleme-düzeltme olursa bize bildirmelerini istedik. Böylece kayıt sırasında anlattıklarının üzerinde yeniden düşünme fırsatı bularak, eksiklerini tamamlayabildiler. Ayrıca, hafızalarına başvurduğumuz kişilerin birbirlerini tanımaları, yakın çevrelerden olmaları önemli bir avantaj sağladı. Sohbet ortamında gerçekleştirdiğimiz söyleşilerde konuşmacılar birbirlerinin anlattıklarını tamamlayabildiler veya düzeltme imkanı buldular.

-Kitabı oturumlardaki konuşmalardan oluşturdunuz. Öncesinde konuklarla nasıl bir hazırlık evresi yapıldı?

Ş.L.Yılmaz: Katılımcıların kimler olacağı belirlendikten sonra çalışmanın amacı ve nasıl bir yöntem uygulanacağı konularında kendilerine bilgi verildi. Akabinde ilk söyleşi için herkesin takvimine uygun olacak tarih belirlendi. Söyleşilerin, gerektiğinde belgesel olarak kullanılma ihtimalini düşünülerek profesyonel kayıt için kameraman bulunduruldu. 2016 baharında bir ay arayla gerçekleştirdiğimiz iki söyleşi sonunda 9 saat 55 dakikalık kayıt oluştu.

-Kitabın sonunda yer alan fotoğraflar oturumlarda mı masaya geldi yoksa öncesinden inceleme yaptınız mı? Fotoğraflar konukları konuşturmada ve genel olarak araştırmanızda ne gibi katkılar sağladı?

Ş.L.Yılmaz: Söyleşinin oturumları planlanırken henüz ne gibi doneler elde edebileceğimizi bilmiyorduk. Bu nedenle ikinci oturumun sonunda söyleşilerin yayımlanmaya değer bulunmasıyla katılımcılardan, hayatlarının dönemlerine ait ve varsa ebeveynlerinin, söyleşilerde adı geçen, köylerindeki önemli şahsiyetlerin fotoğraflarını bize ulaştırmalarını istedik. Gelen fotoğrafların arasından anlatıları destekleyen fotoğrafları seçtik. Örneğin, özellikle benim önemsediğim bir fotoğraf var ki 1930’lu yıllarda Dersimli bir gelinin düğününde nasıl giyindiğini görmemiz bakımından önemli bir kaynak olduğunu düşünüyorum. Keza, başka bir fotoğraf ise Dersimli çocukların 1940’larda okula giderken nasıl giyindiklerini görmemizi sağlıyor.

-6 konuğunuzun tamamı erkeklerden oluşuyor. Bu çalışmaya dahil olacak kadın bulmakta bir güçlük mü yaşandı yoksa bu bir rastlantı mı?

Ş. Aslan: Evet, söyleşilere kadınların da dahil olmasını istedik, hatta mümkünse esas olarak kadınlardan seçilmiş bir grupla bu söyleşileri yapmak arzusundaydık. Fakat ne yazık ki bu kuşakta doğmuş olup fakülteden mezun olan kadınlara ilişkin bilgiye ulaşamadık. Dersim’e yönelik asimilasyon işlevleriyle bildiğimiz Elazığ Kız Enstitüsü’nde, bu kuşaktan, okuyan Dersimli kadınlar olduğunu bilmemize rağmen, içlerinde fakülte mezunu olmuş kimseye mevcut zamanımız içinde erişme imkânımız bulunmadı. Böyle olunca doğal olarak sadece erkeklerle söyleşi yapmamız gerekti.

-1940’lar Dersim katliamının küllerinin sıcak olduğu yıllara denk geliyor. Kitap ilk bakışta bu içeriğin baskın olacağı düşüncesini akla getiriyor. Siz mutlaka bu anlatılarda daha fazlasını buldunuz. Konukların anlattıklarının genel olarak tarih bilgimize ve Dersim kültürüne neler kattığını düşünüyorsunuz?

Ş. Aslan: Anlatıcıların kimliği ve kişiliğinden bağımsız olarak yaşam deneyimlerinin her bir ayrıntısının çok önemli bilgiler içerdiğine çok kez tanık oldum. Bu kitaba konu olan söyleşilerde de böyle oldu. Sadece birkaç başlık verebilirim. Dersimlilerin okumaktan başka çareleri olmadığı için okudukları iddiasının temelsiz olduğu, eğitimin bu kültürün doğasında olduğu, adeta geleneklerinin önemli bir parçası olduğu ortaya çıktı. Öte yandan gündelik geleneklerin (ölüm, doğum, evlenme vb anlarda) kendine özgü olduğu ortaya çıktı. Örneğin bir cenazenin cenaze töreninde “Kur’an okuyan hoca” arayışının ne kadar güç bir iş olduğu, bu görevi yapan kişi sayısının yok denecek kadar az olduğu, olanların da bir yerlerden öğrenerek o pratiği yerel geleneğe aktardıkları ortaya çıktı. Daha fazla detay için kitabın dikkatle okunmasını öneririm.

-Bugüne kadar Dersim’in acılı tarihine dair yapılan çalışmalara dönüp baktığınızda bu çalışmanızın nasıl bir farklılık oluşturduğunu düşünüyorsunuz?

Ş. Aslan: Tam da gündelik yaşam tarzlarının, komşuluk ilişkilerinin, inanç biçimleri ve pratiklerinin, doğa ile kurulan ilişkilerin, topluluğun kendi dışındaki kesimlerle kurduğu ilişkilerin vb anlaşılabilmesi için bir kapı açtı bu kitap. Okuyucu, doğrudan anlatıcıların dilinden bu kültürü öğrendiğinde, onun niçin hedef haline geldiği ya da getirildiğini de bir ölçüde sorgulama imkanı bulacaktır muhakkak. Aynı zamanda bu özgün kültürden bugüne ne kaldığını ya da kal(a)madığını da tartışma imkanı bulacaktır. Bu yönüyle çalışma özgün bir nitelik göstermektedir. Farklı kuşaklarla devam etmesini planlıyoruz.
Bitirirken, kitabımıza konu ve konuk olan Dursun Ali Aydın’ı anmak isteriz. Kendisi maalesef söyleşileri takip eden kısa bir süre sonra vefat etti. Kitabımıza konuk olan büyüklerimizden birinin bugün aramızda olamaması bile bu tür çalışmaların önemini göstermeye yeter sanırım.

 

Bu haber toplam 275 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006-2016 Dersim Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 (428) 212 10 16 | Faks : 0 (428) 212 10 16 | Haber Scripti: CM Bilişim