• BIST 98.415
  • Altın 277,449
  • Dolar 5,7824
  • Euro 6,4409
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 15 °C
  • Tunceli 19 °C

İZLER

RIZA CAN

 

 

            DERSİM’de, bir zamanlar aşiretler diyarıydı. Geçmiş sözcüğünü kullandım ama o aşiretler gene varlar. Ancak farklı olarak varlar. Çünkü geçmişin o katı aşiretçiliği yok artık. “Ağalık da” yok. Ve bir şey daha yok: Aşiretlerin “tarihleri de” yok. Oysa özellikle günümüzde, buna ihtiyaç var. Çünkü zamanımızda, geniş anlamda millerler, dar anlamda topluluklar birbirlerini tanımak istiyorlar. Yani tarih sahibi olma uygarlığın gereğidir.

            Dersim’liler için bir neden daha var:

            1938’de yapılan kırımda; Dersimli’lerin “ne idükleri belirsiz sanılmıştır… Adeta gereksiz bir topluluk olarak düşünülmüştür…

            Bu iki nedenle, hemen hemen tümü kırım ve sürgün görmüş bu aşiretlerin tarihlerini merak ettim. Doğruları bulduğum iddiasında değilim. Benimki, “bilimsel” araştırmalara bir çağrıdır…

            Dersim’in eskileri sandıklarından söz edeceğim önce…

           

 

ŞADİLİ’ler

 

            Şadi aşireti, Anadolu’nun yaygın aşiretlerinden biri. Dersim’de Mazgirt İlçesinde yoğunlar. Kurmançi konuşurlar.

            Aşiret, adını Şadi Beyden alıyor. Şadi Bey, Beyliğin kurucusudur.

            Şadili’li aydınlardan Bilal Aksoy, kitabında, yurtlarının Azerbaycan olduğunu söylüyor.

            Şadili’ler, tarihi olaylar içinde, “Şaddatoğulları” adıyla yer alıyorlar.

            Aşiret, Doğu Anadolu’da da önemli bir yer alıyor. Çünkü Kars yakınındaki “antik” Ani kenti, çok uzun yıllar, aşiretin hüküm sürdüğü yerlerden biri olmuştur.

            Şadililer de Dersim’e, her halde, Moğol dalgasıyla atılmışlardır…

            Önemli bir çalışmada, Hese Mike’nin- Hüseyin Mekki- görkemli bir fotoğrafı var. Aşiret reisi olarak tanıtılıyor. Osmanlı kayıtlarında da Zülfü Ağa yer alıyor.

            Şadili’ler, genel olarak, eğitimli insanlar…

           

 

HIRAN’lılar

 

            Hıranlılar, Mazgirt İlçesinin önemli topluluklarından biridir. Kurmanci’yi konuşuyorlar. Genel olarak DIMILICA’yı da bilirler.

            Şerefhan’ın kitabında, “Bradost” adında bir hükümdarlık da yer alıyor. Hükümdarlığın toprakları “Urmiye” olarak geçiyor. Urmiye, Hazer Denizi civarlarında, o zamanki İran’a yakın bir yer galiba.

            Gazi, (Kıran), Beyliğin çok övülmüş Beyidir. Önceleri Şah İsmail’e bağlıdır. Sonra öteki Beyler gibi, o da Yavuz Selim’e bende olur ve Yavuz’un yanında önemli yer alır.

            Özellikle Çaldıran Savaşı’ndan sonra, dini inançlarda meydana gelen değişimler, bir takım göçlere de neden olmuş olsa gerek. Hıranlıların, da belli aşamalardan sonra, Mazgirt’e bu yüzden geldiklerini sanıyorum. Bu aşiretin adı Gazi Kran’dan gelse gerek…

 

 

 

 

HİZOL’lular

 

            Hizollu’ların Mazgirt’te fazla köyleri yok. Ama Urfa, Sivas ve Malatya’da sayılı durumdalar.

            Hizollu’ların, Doğu Anadolu’da hüküm sürmüş Beyliklerden birinin halkı olduğunu düşünüyorum. Yani Doğu’nun yerli halkıdır.

            Hizan, Bitlis’in bir İlçesi.

            Hizol adının buradan gelmiş olabileceğini tahminlerimden biridir.

            Hakkari’deki Beylerden biri de İzzeddin’dir. Şeref Han’ın övdüğü Beylerdendir. İzzeddin’in; Hizol veya İzol’a dönüştürüldüğü öteki tahminim…

 

BABA MANSUR’lular

 

            Baba Mansur’lular, Mazgirt’teki Seyyid’lerdir.

            Mutasavvıf Mansur’a; Ord.Prof.Dr. Fuat Köprülü’nün “Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar” isimli eserinde rastladım.

            Köprülü Ahmet Yesevi’nin; Mansur’u Halife olarak bıraktığını yazıyor.

            Sonra, Şerefhan’ın Şerefname’sinde, bol bol Mansur adıyla karşılaştım.

            Onlardan biri; Seyyid Hüseyin’in oğlu “Pir Mansur’dur.”

            Pir Mansur; Bey’dir. Ama “ibadet’e” düşkündür. Hz. Muhammet’in amcası Hz. Abbas’ın soyundan geldiği rivayet edilmiştir…

            Mazgirt Baba Mansurları’nın da o Pir Mansur soyundan gelmektedir.

 

AREY’liler

 

            Areyli Aşireti, Dersim’in, bir çeşit ayrıcalıklı, aşiretidir. Areyli’ler dağınık değiller. Nazımiye’yle- Pülümür arasındaki yerleri yurt edinmişlerdir. Erzincan’a yakınlıkları nedeniyle, girişimcilikleri erken başlamıştır. Ayrıca çok partili yaşamın da, hemen içinde yer almışlardır. Örneğin, rahmetli Hıdır Aydın, 1950’de, Demokrat Parti’den Milletvekili seçilmiştir. Ve Areyli’ler, politikadan hiç kopmamışlardır. Son adamları, “namlı” Kamer Genç’tir…

            Areyli’lerin nereden ve ne zaman geldikleri bilgisine ulaşamadım. Yalnız bir ünlü tarihçinin bir kitabında yer alan haritadaki “Aria” bölgesi dikkatimi çekti…

 

DEMENAN’lılar

 

            KUTUDERESİ, Dersim’in ünlü yerlerinden biridir. Ününü, yalnız coğrafi konumundan almaz. İki “kartal” aşiret nedeniyle de ünlüdür.

            Evet, Demenanlı’larla, Haydaran’lılar; bir zamanlar o doruklarda yaşarlardı. Daha doğrusu, tabiata karşı savaşırlardı. O nedenle cesurdular ve silahşordurlar. Biraz tabiat, biraz da talanlarla geçinirlerdi. Şimdi onlar da Dersim’deki herkes gibidirler. Yani, uygar toplulukturlar.

            Nereden ne zaman geldiklerine gelince:

            Malazgirt Meydan Savaşı’ndan sonra, Alparslan’ın yanında savaşmış olan komutanlar, Doğu Anadolu’da Beylikler kurarlar. O Beyliklerden biri de DEMLİÇ Beyliği’dir.

            Demliç- Demenan birbirine yakın iki isim. O nedenle, Demenan’lıların, Demliç Beyliği halkı olduğunu sanıyorum.

 

YUSUFAN’lılar

 

            Yusufan’lıların, sadece Dersim halkı olduğunu sanıyorum. Yani, Türkiye’nin öteki yerlerinde yok gibiler.

            Köyleri, Dersim’in düzgün yerlerindedir ve Vilayet merkezine yakındır. O nedenle şimdi vilayet merkezinin belli bir nüfusunu oluşturuyorlar. “Palu’dan” geldikleri söylenir.

            Şeref Han’ın Şerefnamesi’nde Palu Beyleri önemli yer alıyor. O Beylerden biri de Yusuf Bey. Yusuf Beyin Beyliği, Beylik çatışmalarından dolayı uzun sürmüyor.

            Bazı Yusufan’lıların; O kavgalar sırasında veya daha sonra Dersim’e göç etmiş olmaları akla uygun düşüyor…

 

 

ALANLI’lar

 

            Alanlar Doğu Dersim’in belli bir mıntıkasını yurt edinmişler. Tabiat zenginliğine sahip bir mekânları var. Ne var ki, artık şimdi pek bu mekânda oturmuyorlar. Vilayet merkezinin önemli kalabalığını oluşturmuş durumdalar.

            Alanlar, “kuru kalabalık” değiller. Hemen hemen herkesin bir işi var. Ticaret hayatına büyük yatkınlıkları var. Öyle ki, bugün İstanbul’un bile sayılı esnafını oluşturuyorlar.

            Dersim’deki aşiretler, Dersim’e “bir solukta” gelmiş değiller.

            Değişik zamanlarda, değişik nedenlerle gelmişlerdir. Özellikle Moğollarla Harzemiler, bazı aşiretlerin Dersim’e sığınmalarının nedeni olmuşlardır.

            “Alan”, Kafkasya’da yer almış bir devlet görünüyor. Moğol ve Harzemiler’le savaşmışlığı var. O nedenle Alan halkı Doğu Anadolu’nun bazı yerlerine kaçmak zorunda kalmıştır. Ve bazıları Dersim’i en güvenilir yer olarak seçmişler…

 

KUREYŞAN’lılar

 

            KUREYŞAN’lılar bir hayli yaygın durumdalar. Ama daha çok Dersim’lidirler. Yani Dersim’in hemen hemen her yerinde varlar. Ve “özel” bir konuları var: Hem aşiret, hem Dededirler. Bu nedenle, özellikle son zamanlarda, kim olduklarını ve nereden geldiklerini yazıp- çizenler var.

            Kureyş’in kim olduğu benim de eski bir merakım olmuştur. Şimdi “tarih” aracılığıyla, o merakı halletmiş gibiyim.

            Bilindiği gibi, Hz. Muhammed Mekke’lidir ve oradaki Kureyş aşireti mensubudur.

            Aşiret: “Haşimoğulları” ve “Sümeyyeoğulları” adıyla iki topluluğa ayrılıyor. Hz. Muhammed Haşimidir. Muaviye Sümeyye’lidir.

            Kureyşan’lılar, Haşimi kolundan geliyorlar. Ve Horasandan göç ettiklerinin de doğru olduğunu düşünüyorum. Çünkü İMAM RIZA’nın Türbesi Horasan’dadır.

            Bilindiği gibi, On İki İmam’ın sekizincisi İmam Rıza’dır.

            Kureyşan’lıların Haşimi kolundan gelmelerinin ve Horasan’da bulunmalarının bir nedeni daha var:

            Büyük Selçuklular döneminde, Müslim Bin Kureyş adına rastlıyoruz. Müslüm de Haşimi’dir ve Horasan’a uzak değildir. Çünkü Beyliği; Horasan’a egemen olan Büyük Selçuklu Devleti’ne bağlıdır.

            Kureyşan’lıların, biri “efsanevi”, biri türbesi belli olan iki büyük dedeleri var.

            “Düzgün Baba” efsanesinin yeri belli ve yüzyıllardır ziyaret ediliyor.

            Seyyid Mahmut Hayrani, Alevi’lerce pek bilinen biri değil. Ama “Erenler’le” ilgilenmiş ünlü araştırmacılarca çok iyi biliniyor.

            Profesör Rahmetli Fuat Köprülü, bu konuların ilk kişisidir.

            TÜRK EDEBİYATINDA İLK MUTASAVVIFLAR adlı ünlü eserinde; Seyyid Mahmut Hayrani’den, Anadolu’nun “büyük” mutasavvıflarından biri olarak söz eder.

            Hacı Bektaşı Veli, Mevlana, Seyyid Mahmut Hayrani ve Nasrettin Hoca çağdaştırlar.

            Nasrettin Hoca’nın, Seyyid Mahmut Hayrani’nin “Talibi” olduğu rivayet değil. Halk Bilimcisi, Prof. Dr. Pertev Naili Boratav, bu kanaattedir.

            Mevlana, Seyyid Mahmut Hayrani’nin ermişliğini en iyi bilenlerdendir. Örneğin, ARİFLERİN MENKIBELERİ’nde şöyle bir konuşma var:

            Konuşma Akşehir’li bir şeyh ile Mevlana arasında geçiyor. Şeyh uzun bir seyahatten dönmüştür.

            Mevlana: “Bu seyahatlerinde hiçbir (Tanrı) erine ulaştın mı? Seyyid Mahmud’u ne halde buldun? Ne ile meşguldün?”

            “Şeyh: (…)” onu, tüyleri birbirine karışmış bir tilki gibi, bir köşede oturmuş ve sizin âleminize karşı tamamıyla gözlerini kapamış bir halde buldum…”

            Şeyh bu konuşmadan sonra Akşehir’e gider. Seyyid Mahmud’u çarşıda uyumuş görür. Şeyh’in Mevlana’ya söylediklerini, öfkeyle, tekrar eder. Şeyh, Seyyid Mahmud’un ellerini, ayaklarını öper.

            Kuşkusuz bu anlatım, Mevlana ile Seyyid Mahmud Hayrani’nin kerametlerinden sade biridir…

            Ne var ki, Seyyid Mahmut Hayrani hakkında henüz, doyurucu bilgilere sahip değiliz. Bir takım şecerelerde yer alan, “Seyyid Mahmud” adı bilgi değildir. Bu nedenle ben “yerel” isimlerden ve tarihi olaylardan söz edeceğim.

            Seyyid Mahmud adı Dersim genelinde rastladığımız isimlerden biri değil. Bu ismi, neredeyse, sadece Nazimiyeli Kureyşan’lılar taşıyor. Bu görüşten, hareket edersek: Seyyid Mahmud, Nazimiyeli bir Kureyşan’lı olur.

            Akşehir’de ne aradığına gelinde:

            Malazgirt zaferinden sonra, Doğuda kurulan beyliklerden biri de “Artuklu” Beyliği’dir. Artuklu Beyliği, üç kol halinde hüküm sürmüştür. Onlardan biri “Harput” Beyliği’dir.

            Anadolu Selçukluları hükümdarlarından I. Alâeddin Keykubat, Beyliğe son verip, Bey’e Akşehir’de toprak verir.

            I.Alâeddin Keykubat, Selçuklu’ların en parlak döneminin sultanıdır. “Marifet” sahibi din adamlarına büyük önem vermiştir. O nedenle; Seyyid Mahmud’u beraberinde götürmüş veya göndermiş olabileceğini düşünüyorum…

            Bu konuda Kureyşan’lılara şu önemli bilgiyi de ileteyim:

            Bilginin sahibi; uzun yıllar Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde hocalık etmiş bir Alman araştırmacı.

            Araştırmacı, Afyon’un Sincanlı İlçesine bağlı BOYALI köyünde, ziyaretçisi bol bir türbe’nin bulunduğunu ve türbe’nin : “Seyyid-i Kureyşi” adını taşıdığını yazıyor.

 

 

 

 

 

 

 

ŞEYH HASAN'lılar

 

            Asıl Dersim, daha çok, Hozat’la Ovacık coğrafyasıdır. Hozat’ta öteden beri askeri birlik bulundurulmuştur. Bir dönemin birliği, Kemal Bilbaşar’ın “Memo” adlı eserinde anlattığına göre çok ilginçtir…

            Hamidiye Alayı’nın bir birliği de Ovacık’a gelip çatışmalarda bulunmuştur.

            Hozat halkıyla, Ovacık halkı değişik isimler taşıyan topluluklardan oluşuyor. Ama bu toplulukların birbirlerine yabancı olmadıkları ifade ediliyor. Şeyh Hasan aşireti mensupları oldukları anlatılıyor.

            Hem anlatıldığına, hem yazıldığına göre; aşiretin ilkleri Malatya’nın “Şeyh Hasan” köyünden gelmişler Dersim’e. Ama aşiretin asıl yurdu Horasan, konakladığı yer ise Konya’dır.

            Yerel dille söylersek: Şeyh Hasan aşireti, bir hayli kalabalık “Ezbet’ten” oluşuyor.

            Ne var ki, rastladığımız bazı bilgiler, söz konusu bu bütünlüğü “kuşkulu” hale getiriyor. Yani bu Ezbet’lerden Harzemi olduklarını söyleyenler olmuş.

            Harzemi Devleti’nin tarihteki yeri bir hayli geniştir. Harzemiyer Moğol’larla savaşa savaş Anadolu’ya kadar gelmişlerdir. Hatta Celalettin Harzemşah’ın mezarının Dersim’de olduğu söylencesi bile var…

            Şeyh Hasan, Batı Dersim’in tek aşireti değil. Hozat’ta bir önemli aşiretle, iki OCAK var.

            Ocak, Alevi Dede’lerin kökenlerinin adıdır.

            Hozat’taki iki Ocaktan birinin adı “Derviş Cemal”, ötekinin adı ise “Sarı Saltık”tır.

            Bahtiyar’lılar aşiret olarak Hozat’ın kalabalık bir topluluğunu oluşturuyor. Vilayet merkezine bağlı yerlerde de varlar.

            Bahtiyarlı’ların Dersim’e; nereden ve ne zaman geldiklerini en iyi, ALİ KAYA bilir. Ali Kaya’nın, onların İran’daki yurtlarını gördüğünü sanıyorum… Ben sadece şunu söyleyeceğim:

            Bahtiyarlı’lar Kureyşanlı’ların “Talipleridirler”. Ama onların Kureyşanlı’larla ilgisini sadece Taliplikle izah etmek yeterli değildir. Çünkü onlar Kureyşanlı’ların küçük kardeşi gibidirler…

            ERENLERİ, her yerde, her kuşağın bileceğini sanmıyorum. Ama Hozat’lı her nesil, Derviş Cemal’la Sarı Saltık’ı bilecektir. Çünkü o iki Ermiş, iki dağdır. Derviş Cemal Dağı… Sarı Saltık Dağı...

            İnanılırsa, zor zamanlarda, o dağlara sığınmak yeter…

            Bir duygu coşkusu içinde şu iki durumu da söyleyeceğim:

            Derviş Cemal’in mekânı; Kütahya’nın Altıntaş Kazası’dır. Neden orada olduğu öğrenilmelidir…

            Sarı Saltık’ın; Malazgirt zaferinden sonra Erzurum merkezli Saltuklu Beyliği mensubu olduğu sanılmaktadır. Ama ciddi tetkiklerin hiç birinde bu görüşe rastlamadım. Sarı Saltıklıları’ın haberi olsun…

 

PİLVENK’liler

 

            “Suyun öbür tarafı” iyi bilinen bir ifadedir.

            Meriç Nehri’nin Balkan tarafı için kullanılır.

            Pilvenk’liler, suyun öbür tarafında yer alıyorlar. Yani arada Munzur Nehri var. Ama aslında Pilvenk’lilerin, tek halk olarak önceleri Dersim’de yaşadıkları, vilayet merkezinin hemen yanı başındaki “Pilvenk” köyünden gittikleri anlatılıyor…

            Şimdi Pertek’in düzlükleri Pilvenk’lilere aittir.

            Pilvenk’liler, Kurmançi’yi konuşuyorlar. İlk gelenler, Doğu’daki Beyliklerinden kaçmış olsalar gerek. “Pilvenk” yerin/köyün adıdır. Pilvenk adında bir halka rastlamadım…

            Pilvenk’liler sakin ve çalışkan insanlar. Pertek “Bozkırını” yeşerttiler…

Pilvenk'lilerin, Çemişgezek'liler gibi, Tunceli’nin ilk aydın halklarından biri olduklarını düşünüyorum. Nedeni var: Osmanlı döneminde yönetimi bilgilendiren bir belgede, onların “Mamüratülaziz”e odun ve kömür sevk ettikleri yazılı. Aynı belgede, Ağa olarak, Köseoğlu Hacı Mustafa da yer alıyor. Mustafa Ağa Kerbela'yı ziyaret etmiş...

            Bir-iki yıl önce, bir gazetecinin; “Hoşana'nın Son Sözü” adını taşıyan anılarını okudum. İki kez basılmış. Ahmet Abakay, Gazeteci. İki kez Çağdaş Gazeteciler Derneği başkanlığını yapmış.

            Kitabın içeriği oldukça zengin. Akıcı bir anlatımda çok şey öğreniyorsunuz.

            Abakay’ın baba tarafı Pilvenk’lidir. Aile Cumhuriyet’ten önce Aşkale’nin “Pevsor” köyüne göç etmiş… Haber olarak sundum.

 

ŞAVAKLI’lar

 

            Şavak aşireti, sürü hayvancılığı yapan aşiretti. “Aşiretti” dedim; çünkü artık yaylacı olarak seyrekleştiler. Artık köylü ve kentliler.

            Şavak, Dersim’de dağınık bir aşiret değil. Daha çok, Çemişgezek yöresini yurt edinmiş. Galiba “tarihsel” bir neden var.

            Bitlis’li Şeref Han, Şerefname’sinde İran’daki Kürt aşiretleri de sıralamış. Çemişgezek aşiretiyle, Pazuki aşireti de o sıralamada yer alıyor. O halde şu bizim Çemişgezek İlçemizin adı o aşiretten geliyor. İlginç…

            Pazuki, hayvancılık yapan bir aşirettir. Şavaklı’ların da yaptığı buydu. O nedenle, Şavaklı’ların Pazuki asıllı oldukları gerçeğe daha yakın görünüyor. Ayrıca Çemişgezek yöresine yerleşmiş olmaları, Çemişgezek aşiretine yakın olduklarını gösteriyor. Yani İran’da iç- içe olmuş olsalar gerek…

            Şavaklı’lar; yaylalara gidip gelmelerde, az çile çekmezler. Ama hayvancılığı “yaşam tarzı” olarak seçmişlerdir…

            Galiba tulum peynirini sofralara “ilk” sunanlar Şavaklı’lar…

            Ve Şavaklı’lar; halı, halı yastık ve halı heybe zenginidirler. Tüm bu dokumalar, doğal boyalarla renklendirilmiştir…

 

                                                                                                                         RIZA CAN

Bu yazı toplam 2677 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006-2018 Dersim Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 (428) 212 10 16 | Faks : 0 (428) 212 10 16 | Haber Scripti: CM Bilişim