• BIST 104.595
  • Altın 228,770
  • Dolar 5,4631
  • Euro 6,1893
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 15 °C
  • Tunceli 7 °C

ŞU DERSHANELER..!

Sabit MENTEŞE
Tam anlamıyla çarpık eğitim sisteminin bir çocuğu olarak dünyaya gelen dershaneler, özel öğretim kurumlarından sadece bir tanesidir. 625 (1965)  sayılı yasayı ortadan kaldıran yeni  5580 (2007) sayılı özel öğretim kurumları yasasında, özel öğretim kurumları; Okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim, özel eğitim okulları ile çeşitli kursları, uzaktan öğretim yapan kuruluşları, dershaneleri, motorlu taşıt sürücüleri kursları, hizmet içi eğitim merkezleri, öğrenci etüt eğitim merkezleri, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri ile benzeri özel öğretim kurumları olarak;  dershaneler ise Öğrencileri; bir üst okulun veya yüksek öğretime giriş sınavlarına hazırlamak, istedikleri derslerde yetiştirmek ve bilgi düzeylerini yükseltmek amacıyla faaliyet gösteren özel öğretim kurumları olarak tanımlanmıştır.

Dershanelerin kapatılarak başka bir şekilde piyasaya sürülmek istenmesinin altında yatan gerçeklik esasında nedir? Bu karar gerçekten hükümetin bir kararı mı, yoksa AB müktesebatı mı bunu gerektirmektedir? Yoksa gerçekte diğer sektörlerde olduğu gibi, yeni kamu yönetiminde artık devletin sosyal piyasadan da çekilerek, her şeyin özel sektöre devredilmesi gerektiği mi yatmaktadır? Cemaat çevresine yönelik bir operasyon olarak görülmeli mi?

Bu ve benzer soruların yanıtlarını bulmak için çokça da gerilere gitmeye gerek yok. 2011 yılına bakmak yeterlidir. 2011 yılının 4. ayında Ankara’da “Hayat Boyu Öğrenim ve Özel Öğretim Kurumlarının Rolü” konulu 4. Eğitim Kongresi’nde, TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, “Gelişmiş ülkelerdeki tecrübeler açıkça göstermiştir ki, özel sektör eğitim sisteminde ne kadar fazla yer alırsa, eğitimin kalitesi de bir o kadar artmaktadır. 

Şimdi bizim de hızla, özel sektörün daha fazla rol alabileceği bir sistemi inşa etmemiz gerekiyor”,  ifadesiyle bugün gerçekleştirilmek istenen dershaneler operasyonunun şifrelerini verilmiştir. Dönemin eğitim Bakanı Fatma Şahin’de. Sürekli eğitimden çok özelleştirme üzerinde durulmuştur. Aynı şekilde, AB Türkiye Delegasyonu Başkan Yardımcısı Tibor Varadi olmak üzere, tüm konuşmalar ve kongre ile verilmek istenen mesaj da gayet açıktır. Bu yıl itibarıyla Türkiye’de Özel okul işletmeciliğinin genel eğitim sistemi içindeki payı yüzde 2’lerdedir.  Bu payın  % 30'a çıkarılması gerektiği bu kongrede özellikle belirtmişlerdir.  Nitekim 5580 sayılı özel öğretim kurumları kanununda (2012 yılı itibarı ile) yapılan değişikliklerin tamamlanmış olması da bu durumu doğrulamaktadır. Bu kanunla özel sektörün eğitimdeki payı arttırılarak, sözüm ona devletin yükü hafifletilmek istenmektedir. Dolayısıyla sorunu götürüp cemaat ile iktidar arasında birtakım anlamsız oyunlara bağlamak, hem yanlış, hem de gerçeklere aykırıdır. Eğitimi özelleştirmede dershanelerin nasibini alması, dershane sektöründe özel bir yere sahip cemaat çevresinin olumlu mu olumsuz mu etkileneceği yakında görülecektir. Mali ve fiziki kapasite bakımından zayıf olan dershanelerin ciddi zarar göreceği ise şimdiden belli. Kaldı ki Cemaat-hükümet çekişmesi dershanelerin özel okullara dönüştürülmesiyle de başlamış değildir. Belki de cemaat, hükümetin zayıf karnı olarak gördüğünden dolayı, dershaneler üzerinden iktidar mücadelesini derinleştirmek istemektedir.

2011 yılı itibariyle, 14 bin 390 özel öğretim kurumundan 3 bin 3'ünün örgün eğitim faaliyetlerini gerçekleştiren özel okul,  11 bin 387 kurumun ise faaliyet alanının hayat boyu öğrenmeyle doğrudan ya da dolaylı ilişkilendirilebilecek özel öğretim kurumu bulunmaktadır.   
Net söylemek gerekirse; eğitimde fırsat ve imkân eşitliği, (zaten yoktu), tam anlamıyla hükümetin iktidar imkânlarıyla özelleştirilmektedir.  Gelir bakımından orta ve alt gelir grubuna sahip aile çocukları,  devlet okullarına ve üniversitelerine hem de kalite düşürülerek mahkûm edilmek istenmektedir. Devlet okullarında ve özellikle üniversitelerinde görev yapan öğretim elemanlarının özlük hakları ve sağlanan olanaklar her geçen gün aşağıya çekilerek, araştırma ve kendilerini yenilemeden mahrum bırakılmak istenmektedir. Niyet bu olmasa da, uygulama bu yönde işlemektedir.Özel üniversite ile devlet üniversiteleri karşılaştırıldığında, aradaki her anlamdaki fark görülecektir. Dolayısıyla hükümete teşekkür etmek ve öte yandan dershanecilerin çığlıklarına hak vermek, iki si de sorunu doğru okumamaktan kaynaklıdır.


Türkiye’deki eğitimi özelleştirmenin altında, esasında, ulus ötesi şirketlerin bulunduğu yönünde güçlü ibareler bulunmaktadır.  Bilinmesi gereken diğer bir gerçek, bizim gibi ülkelerde devletin eğitimden çekilmesi ya da payının düşürülmesi, adil olmayan gelir dağılımının varlığı nedeniyle, eğitimde fırsat ve imkân eşitsizliğinin bir başka ve daha acımasızca sürdürülmesi anlamına gelmesidir. Nitekim Fransa’da özel okullara (liselere), varlıklı kesimin çocuklarının  % 94’ü devam ederken,  işçi çocuklarının %45’i, köylü çocuklarının ancak % 32’si yüksek öğretimde eğitim şansını yakalayabilmektedir.Burjuva çocuklarının yüksek öğretime gitme şansı Avrupa çapında, emekçi çocuklarına göre 40 kat daha fazla olup, tek seçenek olarak bu kesimin çocuklarına kalitesi düşmüş devlet okulları kalmaktadır (Eğt. Bil. Toplum Derg.).. Kanımca anlamakta zorluk çekilen de bu gerçekliktir. Türkiye’de çocuğunun dershane taksidini veremeyip de hacizli durumuna düşmüş veli sayasını birileri araştırırsa, çok yerinde bir iş yapmış olurlar.


Öyleyse sorunu doğru yönüyle okumak ve anlamak gerekmektedir. Gerisi boş. Dershanelerin kapatılması filanda yok. Değişik bir kılıf altında yeniden piyasaya sürülmek istenmektedir. Dolayısıyla dershanelerin bu yeni kılıfı olan özel okullara dönüştürülmek istenmesinin ana nedeni cemaat vs. çekişmesi de değil ve olamazda. Eğitimi özelleştirerek serbest piyasa malı yapılmak istenmektedir. Dünyadaki eğitim pastasının parasal karşılığı 2 trilyon dolardır. Türkiye 27 milyon öğrencisiyle bu pastanın en yağlısı ve büyüğünü oluşturmaktadır. Şimdi bu pastadan kim ve ne kadar pay alması gerektiğinin hesabın yapmaktadır. Halkı ve çocuklarını düşünme edebiyatları, duygu sömürüsünden başka bir anlam ifade etmemektedir. Türkiye’nin en paralanan ve ticari hesap kitap yapan kesimlerinin iman gücüyle nasıl çalıştıkları açığa çıkmıştır. Müslüman olmak, Müslüman gibi düşünüp ya da görünüp, kapitalist gibi yaşamak. Olabilir..! Ancak gerçek olan bu..! Bizim kapitalist solcuların Müslüman kardeşleri nihayetinde, onlarda piyasaya çıktı/ortaya/açığa çıktı…!

Çocuklarımızın eğitime ilişkin geleceğini özel sektör bu işi daha iyi becerir diyerekten satılmamalı.

Devlet alacağı ek tedbirlerle, eğitimde kaliteyi arttırabilir ve tüm çocukları bir miktar da olsa eşit koşullarda yarına hazırlayabilir.

Eğitimcilerin, kendilerini yenileyebilecek tedbirler mutlaka alınmalıdır.

Öğretmenlerin/Öğretim elemanlarının özlük hakları, mesleğe yakışır olmalıdır.

Eğitime ayrılacak bütçe, eğitimin kalitesini gerçekten arttırmaya hizmet etmelidir.

Her kese ve her kesime sağlık,  güzellik ve başarı dileklerimle..!

 
smentese@tunceli.edu.tr
Bu yazı toplam 1522 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006-2018 Dersim Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 (428) 212 10 16 | Faks : 0 (428) 212 10 16 | Haber Scripti: CM Bilişim