• BIST 98.415
  • Altın 277,449
  • Dolar 5,7824
  • Euro 6,4409
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 18 °C
  • Tunceli 19 °C

AHMET CELAL GİBİYİM

RIZA CAN

 İnsan bazen; ya bir roman’a, ya bir hikaye’ye ya da bir şiire sığınır. Bu edebiyat sanatlarının birinde, yaşamakta olduğu durumu bulur.

            Edebiyat ve kültür adamı Rauf Mutluay, bu ortaklık için: “Bende yaşayanlar” ifadesini kullanır ve kendisinde yaşayan roman kahramanlarının adlarını sıralar…

            Ben de epeyden beri, bir roman’ın, kahramanı gibiyim. AHMET CELAL gibiyim…

            Ahmet Celal, YABAN’ın kahramanıdır.

            Yaban, Yakup Kadri’nin ünlü romanı.

            Ahmet Celal, yedek subay olarak, Çanakkale’de sağ kolunu kaybetmiştir. Savaş bitmiştir. İstanbul işgal altındadır. Ahmet Celal bunalım içindedir İstanbul’da. Emir eri Mehmet Ali, onu yalnız ve bunalım içinde bırakmaz, Porsuk Suyu civarındaki köyüne götürür.

            Ahmet Celal, artık köyü anlatmaktadır.

            Köy çorak ve sağlıksızdır. Bir hayli sakatı vardır. Halkının göze çarpan bir özelliği yoktur. Merak etmeyen ve heyecan duymayan insanlardır. Yunanlılar, yakınlarında olduğu halde, kaygısızdırlar…

            Ama Ahmet Celal, karşı konuluşu heyecanla izlemektedir. Birinci İnönü zaferi kazanılmıştır. Ahmet Celal sağa sola koşturup zaferi paylaşmak istemektedir; ama kimse oralı değildir. Fakat Şeyh Yusuf geldiğinde sevindiklerini görür…

            Olup bitenler, Ahmet Celal’in bu yaşadıklarıyla bitmez. Salih Ağa ile imam; on gün boyunca, Yunanlılara yol gösterirler…

            Ne var ki, yol göstermeler, sessiz ve ilgisiz kalışlar; Sakarya yenilgisinden dönen Yunan askerinin, köyü yakıp yıkmasını önleyemez.

            Ahmet Celal ile Emine, o hengâmede sıyrılıp kaçmışlardır. Ne oldukları, nereye gittikleri belli değildir. Ve Yakup Kadri’nin şiirsellik yüklü Yaban’ı onların kaçışı ile son bulur.

            Ahmet Celal’in, o büyük keder ve öfkesini ben de taşıyor gibiyim. Neden mi?

            Cumhuriyet’in aydınlığını ve donanımını kaybettiği söyleniyor. Oysa Cumhuriyet bir ideal idi. “Uğrunda” beş bin şehit verilmişti.

            Bu sayıyı, Falih Rıfkı’nın Çankaya’sında yer alan bir söyleşiden aldım. Önemli bir Mısırlı’ya Atatürk’ün söylediği rakamdır…

            Büyük Millet Meclisi’nin, tarihsel büyüklüğünden yoksun bırakıldığı söyleniyor.

            İsmet Paşa ise:

“ (…) Bu memlekette bu meclisten büyük kudret yoktur (…)”  diyordu…

            Adli uygulamalar tartışılıyor.

            İsmet Paşa ise:

“ (…) Dâhili siyasette vuzuh ve istikamet Cumhuriyet kanunlarını bilafark ve bilaimtiyaz herkese tatbik etmekte dikkat ve hassasiyet gösteren bir hassasiyettir (…)” diyordu…

            Saray ve çok yetkili Cumhurbaşkanı dönemi yaşamakta olduğumuz söyleniyor.

            İsmet Paşa ise:

“ (…) Ben daha geniş müddetli ve yetkili bir devlet reisi olmak teklifine karşı koyacağım.(…) Benden sonra geleceklere de bu günkü tertibin bünyemize uygun olduğunu söylemekte ısrar ederim. (…)” diyordu…

            O Cumhuriyet, o Büyük Millet Meclisi, o adliye ve o sistem özlemiyle…

Bu yazı toplam 7880 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006-2018 Dersim Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 (428) 212 10 16 | Faks : 0 (428) 212 10 16 | Haber Scripti: CM Bilişim