Çünkü festivalin ilk yıllarındaki heyecanı, yarattığı toplumsal etkiyi ve coşkuyu bugün aynı ölçüde görmek mümkün değil. Festivalin zaman zaman kendini tekrar eden bir çizgiye sıkıştığı, yeni bir ufuk üretmekte zorlandığı da bir gerçek.
Ancak bütün bunlardan hareketle festivali gözden çıkarmak gerektiği sonucuna varmak, bana göre ciddi bir yanılgıdır.
Munzur Kültür ve Doğa Festivali sıradan bir etkinlik değildir. Doksanlı yılların karanlığında, OHAL rejiminin baskıları altında doğmuş; inkâra, asimilasyona, Dersim insanının doğasiz Dersim dogasinin insansiz kaldigi , ve yasaklara karşı bir itiraz olarak şekillenmiştir. Dersim'in kamusal alanda yeniden görünür olmasına, insanların yan yana gelmesine, kültürel ve inançsal değerlerin daha özgür ifade edilmesine önemli katkılar sunmuştur.
Munzur Kultur ve DoğaFestivali, sadece konserlerden ve panellerden ibaret bir organizasyon olmadı. Dersim'de tuzu ve ekmeği özgürleştiren bir iklim yarattı. Uzun yıllar çeşitli engellerle karşılaşan ziyaret yerlerinin yeniden görünür hale gelmesine katkı sundu. Kültür ve doğa kavramlarını aynı potada buluşturarak Türkiye'de birçok festivale öncülük etti.
Ben de yıllar boyunca bu sürecin farklı aşamalarında yer almış biri olarak festivale tanıklık ettim. "Dersim'de Tatilini Geçir" kampanyasının içinde bulundum, festival komitelerinde görev aldım, tema tartışmalarına katkı sundum, kimi zaman panelist olarak yer aldım. Bu nedenle festivale yönelik değerlendirmelerim dışarıdan yapılan gözlemlerden değil, bizzat içinde bulunulan bir emeğin ve deneyimin ürünüdür. Bütün eksikliklerine rağmen Munzur Kültür ve Doğa Festivali'nin Dersim halkının ortak kazanımlarından biri olduğuna inanıyor ve onu önemsiyorum.
Festivalin bugünkü eksikliklerini konuşmak elbette gereklidir. Fakat şu soruyu da sormak gerekir: Bu eksikliklerin giderilmesi konusunda kimler sorumluluk aldı?
Yıllardır festivalin daha nitelikli olması gerektiğini söyleyen birçok Dersimli aydın, yazar ve sanatçı ne yazık ki bu sürece yeterince müdahil olmadı. Eleştirilerin önemli bir bölümü uzaktan yapıldı. Oysa festivalin yükünü, bütün baskılara, ekonomik zorluklara ve siyasal engellere rağmen çoğu zaman demokratik kurumlar, gönüllüler ve emek veren insanlar taşımak zorunda kaldı.
Eğer festival yetersiz bulunuyorsa, yapılması gereken onu terk etmek değil; onu dönüştürmek için sorumluluk almaktır. Çünkü bir kültürel mirası yıkmak kolaydır, yeniden inşa etmek ise çok daha zordur.
Bugün Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasal atmosferde iktidarın yalnızca yaşam alanlarına değil, kültürel hafızaya da müdahale etmeye çalıştığı açıktır. Toplumsal belleği zayıflatmak, ortak buluşma alanlarını etkisizleştirmek ve kültürel hegemonya kurmak bu politikanın önemli parçalarıdır. Böylesi bir dönemde Munzur Kültür ve Doğa Festivali gibi çeyrek asırlık bir birikimi değersizleştirmek ya da işlevsiz ilan etmek, farkında olarak ya da olmayarak bu sürece hizmet eder.
Bu nedenle bugün festival üzerine yapılan tartışmaların kendisini bile olumlu buluyorum. Çünkü tartışılan şey hâlâ yaşayan bir değerdir. İnsanlar konuşuyor, eleştiriyor ve öneriler sunuyorsa sahiplenme duygusu da sürüyor demektir.
Asıl ihtiyaç duyduğumuz şey, bireysel yakınmalar değil; ortak bir akıl ve ortak bir yenilenme iradesidir. Dersim'in yazarları, sanatçıları, akademisyenleri, doğa savunucuları ve demokratik kurumları bu birikime sahip çıkmalı, festivali yeniden toplumsal bir üretim alanına dönüştürmelidir.
Buradan Dersim halkına da bir çağrı yapmak gerekiyor. Munzur Kültür ve Doğa Festivali yalnızca kurumların ya da düzenleme komitelerinin değil, bütün Dersimlilerin festivalidir. Bu nedenle halkımızın festivale daha güçlü sahip çıkması, katılım göstermesi ve festivali boşa düşürmeye yönelik her türlü yaklaşım karşısında tutum alması önemlidir. Çünkü sahip çıkılmayan hiçbir değer uzun süre yaşayamaz.
Bugün Dersim doğasını savunmak ne kadar önemliyse, Munzur Kültür ve Doğa Festivali'ni savunmak da o kadar önemlidir. Çünkü bu festival yalnızca geçmişin değil, geleceğin de meselesidir. Eksiklikleriyle yüzleşerek, onu daha ileri taşıyacak yollar aramak gerekir. Terk ederek değil, dönüştürerek...
Çünkü bazı kazanımlar vardır; onları kaybettiğinizde yalnızca bir etkinliği değil, yılların emeğini, hafızasını ve direncini de kaybetmiş olursunuz.


































