• BIST 90.787
  • Altın 255,181
  • Dolar 5,8790
  • Euro 6,5887
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 16 °C
  • Tunceli 19 °C

Yeni İşsizlik Rakamları Nasıl Okunmalı?

Servet GÜN
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TUİK) iki gün önce açıkladığı işsiz rakamlarına göre işsizlik 0,9 puan gerileyerek yüzde 9 seviyesine inmiş. Bu oran, çalışma çağında olup da çalışmak isteyen ve iş bulamayanların oransal büyüklüğünü gösteriyor. TUİK’in yaptığı açıklamanın sayısal karşılığı ise, 2 milyon 425 bin kişidir. Diğer bir ifadeyle, Nisan 2012 itibariyle ülke sathında 2 milyon 425 bin kişi işsizdir.
TUİK’in açıkladığı verilerin tamamına bakılacak olursa, basının öne çıkardığı yüzde 9’a gerilemiş olan işsizlik oranından daha önemli iki nokta var. Bunlardan ilki, genç işsizlik oranıdır. Bu oran, yüzde 16,7 olarak açıklanmış. İkinci önemli nokta ise, tarım dışı işsizlik oranlarıdır. Bu oran ise, yüzde 11,1 olarak açıklanmış.
İki noktanın önemine gelince, hep genç nüfuslu bir ülke olmakla övünmez miyiz? İşte övündüğümüz gençlerin önemli bir kısmı işsiz ve bu işsiz gençlerin yüzde 30’a yakını ise yıllarca yatırım yaptığımız, emek verdiğimiz üniversite mezunu gençlerimiz. Yine, artık kentli bir toplum olduk diye son 20-25 yıldır övünmüyor muyuz? İstihdam edilebilir nüfusumuzun yüzde 70’i-80’i sanayi ve hizmetler sektöründe çalışabilir durumda olmasına rağmen tarım-dışı işsizlik oranlarına baktığımızda işsizlik oranlarının iki haneli olduğu görülüyor. Kısacası, medyanın ballandırarak gözümüze soktuğu tek haneli işsizlik rakamları ne yazık ki kentlerde yaşanan genç işsizliğini ve kent yoksulluğunu anlatmıyor.  Dahası belli rakamlar veya oranlar öne çıkarılarak işsizlikle bağlantılı olabilecek birtakım sosyal sorun göstergeleri oranlar ve rakamlar üzerinden çarpıtılıyor. 
Ayrıca, açıklan işsizlik rakamları, işsizlik belasından paçasını kurtarmış ve çalışma şansı yakalamış olanların sosyo-ekonomik durumlarına ilişkin zımni bir “iyi olma hali” varsayımı da yaratıyor. Böyle bir algı, tek kelimeyle yanlış bir algı olarak değerlendirilmelidir. Herhangi bir işte çalışan bir kişinin durumunun varsayımsal olarak iyi olması, hali vaktinin yerinde olması devri kapanalı on yıllar oldu. Çalışma ilişkileri literatüründe on yıllardır “çalışan yoksullar” diye bir olgudan bahsediliyor. Kısacası, işsizlik rakamlarına dahil olmayıp da çalışan her kişiyi mutlu, huzurlu, müreffeh olarak tanımlamayı bırakalı yıllar oldu. Dolayısıyla 2012 Nisan ayından itibaren “Türkiye’de sadece 2 milyon 425 bin kişi yoksuldur” ve mutsuzdur demek çok ciddi bir yanılsamadır. 
Zaten üzerinde kavramsal düzeyde dahi uzlaşma sağlanamamış olan yoksulluk sorununun çözülebilmesi günümüz toplumsal formasyonunda pek mümkün gözükmüyor. Bu gerçekliği Dünya Bankası gibi kuruluşlar dahi artık kavramış olmalı ki! yoksullukla mücadelede “yoksulluğu yok etme” sloganı yerine “yoksulluğu dindirme” sloganını kullanıyor. Kısacası, işsizlik rakamları üzerinden yoksulluğun azaldığını, refahın yaygınlaştığını ima etmenin gerçeklikle bir bağlantısı yoktur. İnanması zor gibi gözükse de, günümüz dünyasında yoksulluğun kaçınılmaz/zorunlu olduğu bilinmelidir. Yoksulluğun zorunlu olması zenginlik yaratması dolayısıyladır. Zenginlik yaratılacaksa eğer yoksulluk olmak zorundadır. Zenginlik ile yoksulluk arasındaki bu karşılıklı ilişkiyi bakın Bertolt Brecht ne kadar iyi anlatmış. Son sözü Brecht’e bırakıyorum: 
İyice görüyorum artık düzeni.
Orada, bir avuç insan oturuyor yukarıda,
aşağıda da birçok kişi.
Ve bağırıyor yukarıdakiler aşağıya:
“Çıkın buraya gelin ki, 
hepimiz olalım yukarıda.” 
Ama iyice gözlediğinde görüyorsun, 
neyin saklı olduğunu
yukarıdakiler ile aşağıdakiler arasında.
Bir yol gibi gözüküyor ilk bakışta.
Yol değil ama, 
bir tahta bu.
Ve şimdi görüyorsun açıkça; 
bu bir tahterevalli tahtası,
bütün düzen bir tahterevalli aslında.
   
İki ucu birbirine bağımlı,
yukarıdakiler durabiliyor orada,
sırf ötekiler durduğunda aşağıda.
Ve ancak; 
aşağıdakiler, aşağıda oturduğu sürece 
kalabilirler orada.
Yukarıda olamazlar çünkü, 
ötekiler yerlerini bırakıp çıksalar yukarı.
Bu yüzden isterler ki; 
aşağıdakiler sonsuza dek
hep orada kalsınlar. 
Çıkmasınlar yukarı.
Bir de, aşağıda daha çok insan olmalı Yukarıdakilerden.
Yoksa durmaz tahterevalli.
Tahterevalli. 
Evet, bütün düzen bir tahterevalli.



Yrd. Doç. Dr. Servet GÜN
Tunceli Üniversitesi 
İktisadi İdari Bilimler Fakültesi 
Çalışma Ekonomisi Bölüm Başkanı

Bu yazı toplam 6016 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006-2018 Dersim Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 (428) 212 10 16 | Faks : 0 (428) 212 10 16 | Haber Scripti: CM Bilişim