• BIST 106.926
  • Altın 151,429
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 3 °C
  • Tunceli 10 °C

Erdoğan ve Öcalan’ın dikkatine...

Ali Kemal Özcan


            Dördüncü Türk-Kürt İttifakı stratejisini Türkiye siyasetine kazandıran Öcalan’dır. İmralı Savunmaları’nın temel stratejik hedeflerinden, dünyanın en “çaktırmasız” ilgisini çekenidir bu. Dünya “küresel sistemi”nin bununla ne kadar ilgilendiğinin somut verilerini toplamak için sadece BBC yayınlarına bakmak yeterlidir.

            Mesela Hocaefendi’nin tek röportajını bu “kuruluş” ile yapması, hele “Örgüt’le ve İmralı’daki insan ile görüşülebilir” temel mesajını bu “kurulmuşluk” üzerinden vermesi ayakkabı kutularından daha “küçük” bir somut veri değildir.

            Dahası, Öcalan’ın 15 Şubat’ta İmralı’ya, Gülen’in 22 Mart 1999’da Amerika’ya nakledilmesinin hiç mi “somut” bir anlamı yok?

            Heyecandan titreyerek “bu sabah sıfır üç itibariye Türkiye’dedir” diyen Ecevit, bir süre sonra “Bize Öcalan’ı niye verdiklerini anlamadım” demişti rahmetli.

            Ama asıl “” küresel merkezlerin planlamalarında bitmez. Başkaları istediği planı yapabilir. Onların elini bağlamaya ne hakkımız ne de gücümüz var. Bizim bize gücümüzün yetmesi yeter. Bunun için de öncelikle Öcalan ve Erdoğan’ın gerçek dostlarına – dost acı söyler dostlarına – ihtiyaç var.

            Çözüm sürecinin başlangıcına doğru gittiğimiz günlerde, PKK’nin (Örgüt içinde profesyonelce saklanmış –ama fiilen hâkim olmuş–  ulusalcıların) Öcalan’ın İmralı’dan çıkacak bir cenazesine kilitlendiğini söylerken, Bülent Arınç’ın “Aman Allahım!” deyişindeki yüzü aklımdan çıkmaz. Bizi anladığına inanmıştım. Ama bu “anlama” ne kadar duygsal zekâdan analitik zekâya geçiş yaparak siyasetin uygulama gücüne dönüşür, onu bilemiyorum. Şimdi onu bilmek, bildirmek için yazıyorum...

            Bir önceki yazımın sonundan başlayayım: “Cemaat üzerinden girişilen operasyonları AK Parti ve devletinin aşması... zor olmayacaktır.Ciğere kilitlenmiş kediler’ üzerinden Öcalan/İmralı zaafiyetine uzanmış bir ‘konsorsiyum’ operasyonunun altından ne AK Parti’nin ne de PKK’nin ‘yedi ceddi’ kalkar” derken, Türk-Kürt çatışmasına kilitlenmişleri etkisiz bırakmanın yolu, onların değilkendi üzerimize yürümekten geçerdemek istedim.

            Bunun için, önce Öcalan’a; Kürt milliyetçiliğiyle “pragmatik dans”ını acilen durdurması “haber”i verilmelidir.

            Örgüt’ün yurtdışı Weşanên Serxwebún’unda Kürt Sorununa Demokratik Çözüm Manifestosu, yurtiçi Mem Yayınları’nda da Kürt Sorununda Demokratik Çözüm Bildirgesi adıyla yayınlanan kitapçığında şunlar yazılıdır:

 

Sanıldığından daha fazla cumhuriyetin tarihsel temeli ve anayasal ifadesi demokratik çözüme uygundur. Engelleyen nedenler psikolojik boyut ve gerilik, çözümde klasik ilkel milliyetçi anlayışla hâkim-ulus şoven milliyetçiliğinin inkâr tarzıdır. Demokratik gelişme ortamını zehirliyen bu yaklaşımlar aşıldığında çözümün özünün siyası de olmadığı; dil, kültürel özgürlük boyutlu olduğu görülecektir... Bu açıdan ‘sorun siyasi değil demokratiktir’ dememizin anlamı bir kez daha açıkça karşımıza çıkıyor (s.77,78).

                       

Geçen yazımda PKK “kurucu yoldaşlar”ı için demiştim. Durumun acilliği ve travmatik boyutunu düşündüğümden – şimdi öncelikle Öcalan için “tetreyip kendine dön”erek Kürt milliyetçiliğiyle danstan hemen uzaklaşmasının hayatiyetini hatırlatırım. Milliyetçilikle dans ayı ile dansa çok benzer: “ayı”moda geldiği an, bütün gücüyle pençesindekinin canını alır.

            Bu nedenle Öcalan’ın, silahlı bir isyan hareketinin doğurucusu olmanın “telafisi” ruh-hâlinin kendisinde “ön-ek” haline getirip “demokratik vatan”a kadar sirayet ettirdiği “demokratikler” travmasından azade olmuş hâliyle “Demokratik Cumhuriyet’ine yüklenmesi sağlanmalıdır.

 

...En  iyi, anlamlı ve mümkün olan özgürlük ve bağımsızlık; bu yer Kürdistan da olsa ancak Türkiye’nin genel Misak-ı Milli sınırları içinde mümkündür. Bilimsel olarak da kanıtlamak zor değildir. Ayrılmış bir Kürdistan bitmiş veya bir gücün kuklası, işbirlikçilerin malikanesi olmaktan öteye gidemeyecek bir Kürdistan’dır. Ayrılmış bir Kürdistan, halkın değil yabancı ve işbirlikçilerinin olabilir ki bu da ağırlıklı olarak hayalidir; ancak çıkar güçlerinin oyunu olarak sık sık tekrarlanır (s. 74).

 

Özellikle “demokratik özerklik” ve “demokratik-ulus” tanımlanamazlıklarına mahkumiyetinden kurtulmuş olarak Manifesto’suna dönüşü acildir.. Çünkü PKK’nin saklı-milliyetçilerinin elindeki en yırtıcı “pençe”ye dönüşmüş  olanı bu ikisidir.

            Geçenlerde “seçimlerden sonra Demokratik Özerklik’i ilan edeceğiz” dedikten sonra (nerden uyarıldıysa) “demedim” dediği  Demirtaş’ın YouTube’da çeşitli versiyonları mevcut olan konuşmasındaki ulusal ifadelerine bakınız: “Kürdistan’ın dört parçasında ulusal birlik heyecanı...”.

            Oysa Öcalan şöyle demekte çifte yayınevili aynı kitapçıkta:

 

Kürtlerin en ağırlıklı bölümü – yüzde yetmişlere varan kısmı – Türkiye’de olduğu gibi, diger parçalar veya alanlardaki Kürtler ve birlikte yaşadıkları için Türkmenler de Misak-ı Milli gereği Türkiye’den sayılırlar (s. 75).

 

Kürt-Türk ilişkilerinin demografik – dolayısıyla sosyolojik – gerçekliğine işaret ederken hep “yaklaşık yüzde altmış” derdim, Öcalan “yüzde yetmiş” dermiş.        Yani Kürt ulusalcılarının “ulusal birlik” için vurgulamaya dikkat ettikleri “dört parça Kürdistan” Öcalan’a göre sosyolojik olarak aslında “tek parça”dır ve en büyük parçası coğrafik olarak da “Türkiye’den”dirler.

            Buradan, Demokratik Cumhuriyet çizgisi ve felsefesinden bugünkü “demokratikler devletçiliği”ne Öcalan’ı getiren önce 2005-2012 Ergenekon komploculuğu, sonra da (bugün) Hükümet’in İmralı uygulamalarının ruhudur. Hükümetin İmralı görüşmelerini sevk ve idare eden birimi, görüşmelerinin satır aralarında sürekli Öcalan’a – ki kendisi satır aralarına daha önem verir –  “biz örgütünün silahlı gücünden dolayı seninle bu görüşmeleri yapıyoruz” demektedirler. Halbuki Öcalan’ın sivil gücü silahlı gücü ile mukayese edilemeyecek kadar fazladır. O’nu bu kanaate getiren İmralı görüşmelerinin “konsept”idir. Sürecin zayıf karnı da – ve ilgili yerel-ve-küresel odakların operasyonuna açık olan  da – burasıdır.

            Çözüm Süreci’nin PKK cephesinden gelen “Erdoğan sonrasına hazırız” seslendirmeleri, örtünmüş milliyetçiliğin Öcalan sonrası içinilgilenenlere “objektif” mesajıdır. (Örgüt terminolijisinde “objektif ajan” kavramı, niyetleri dışındaki  fiilî yaşamıyla “düşmana çalışma” anlamındadır ve “örgüt hayatı”nda geniş yer tutar).

            Hükümet’e “dost acı söyler”imiz de şimdilik  şudur: 1 Şubat günü nezaketinden mahçup olduğum Kurtulmuş Hoca’ya elden teslim ettiğim, tam bir yıl eskimiş (30 Ocak) Başbakan’a dördüncü mektubumuzu iletmiş olduğunu düşünürken; İmralı görüşmeleri konseptinin en yakın fırsatta gözden geçirilmesi... Çünkü bu, “Araf’taki Süreç”in kaderi – dolayısıyla  gerçekleşmedeki Türk-Kürt İttifakı’nin geleceği – açısından elzemdir.

            Başbakan’ı böcekleyen “korumalar” ile İmralı trafiğindeki ulusalcılar için  Süreç’te   “ikisinden biri” asgari müşterek hedeftir. Kendilerinin dikkatine...

Bu yazı toplam 5076 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006-2016 Dersim Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 (428) 212 10 16 | Faks : 0 (428) 212 10 16 | Haber Scripti: CM Bilişim