• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 2 °C
  • Tunceli 1 °C

Barajların ve Göçün Folklora, Halk Edebiyatına, Halk Müziğine Etkisi

Barajların ve Göçün Folklora, Halk Edebiyatına, Halk Müziğine Etkisi
Bu vadilerdeki gölet, göze, kaya, ulu ağaç gibi yeryüzü kültleri, açık inanç mekânları su altında kalacaktır.

 Yörede halk edebiyatının ve halk müziğinin değişik türlerine ve örneklerine rastlamaktayız: vadideki tarihi eser ve açık inanç mekânlarına dair onlarca efsane, hikâye, mani, türkü, anı, dua…

İnsanoğlunun yerleşik hayata geçişinin on bin yıllık izlerine bakıldığında, yerleşimlerin su kaynakları etrafına kurulmuş olduğu tarihi ve arkeolojik araştırmalarda görülmüştür. Yerleşik hayata, tarım ve ticarete sağladığı bu kolaylıktan ötürü vadi ve akarsular, aynı zamanda önemli bir kültürel miras da bırakmıştır. Paranın kullanımı ve ticaretin gelişimiyle beraber birçok akarsu boyunda ve vadide kervan yolları oluşturulmuştur. Bu yolların güzergâhında kervanların uğrak yeri olan han, hamam, köprü, kervansaray, gözetleme kulesi, kale, toplu yerleşim yeri ve mezarlık gibi yapılar meydana getirilmiştir.

 

Yukarı Fırat Havzası’ndaki Tunceli (Dersim) coğrafyasında söz konusu kültürel ve tarihi yapılanmalara sıkça rastlamaktayız. Önemi günümüzde bir kat daha artan ve bölgedeki ulaşımın mecburi güzergâhı olan bu kalıntılar, barajlarla boğulan Munzur, Mercan ve Pülümür Vadilerinde bulunmaktadır. Araştırmamızın ilk safhası bu üç vadide suya gömülmüş ve gömülmeye çalışılan tarihi yapıların, folklor, halk edebiyatı ve halk müziği ile ilişkisini; onlara dair efsaneleri, hikâyeleri, ezgileri (kılam), manileri, anıları ve duaları tespit etmeye yöneliktir. İkinci safhada ise etnografik malzemeler ele alınacaktır. 2000-2002 yılları arasında yirmi beş noktada tespit ettiğimiz tarihi yapı ve inanç mekânlarının ancak onbeşini görüntüleyebildik. Ayrıca zaman zaman yaşlı kişilerle de bu mekânlara dair söyleşiler yapıp kayıtlar aldık.

 

Munzur, Mercan ve Pülümür Vadilerinde 1980’li yıllarda sekiz adet baraj yapımı planlandı. Bu barajlardan Uzun Çayır ve Mercan’ın inşası bitti. Altı tanesi ise master plan dâhilindedir. Yapımının tamamlanmasıyla toplam 115 km kadar bir alanı suyla kaplayacak olan bu barajlar, Keban Barajı’nı destekleme projesi dâhilinde(!) planlandı. Türkiye’nin enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla 1960’lı yılların ortalarında inşa edilen Keban Barajı, Yukarı Fırat Havzası’nda; Murat, Karasu ve Munzur ırmakları boyunca 50 000 insanın yerleşik olduğu alanı su altında bıraktı. Büyük göçe neden oldu. 1967-70 yılları arasında bölgede arkeolojik kazı ve kurtarma çalışmaları yapıldı. Keban Barajı kazı ve kurtarma projesinin sadece yer altı ve yerüstü tarihi eserlerle ilgili olmasına, Hamit Zübeyir Koşay’ın: “Toprağın üstünde yaşayan halkın da bir kültürü vardır. Fırsat varken bu konu üzerine eğilmek gerekir.”(1) önerisi ile folklor ve etnografya araştırmaları da projeye dâhil edildi. H. Zübeyir Koşay ‘Folklor Ve Etnoğrafya Araştırmaları-Pulur’ adlı eserinde “Kazıdan çıkan malzemenin açıklanmasında etnografya çalışmalarının yardımı olmuştur.”(age. s.13) açıklaması ile etnografya malzemesinin önemine dikkati çeker. Keban Barajı alanı kazı ve kurtarma projesinde ‘Norşun Tepe Kazıları’na heyet başkanı olarak katılan 1990’lı yıllarda Atatürk Barajı alanı kazı ve kurtarma projesini de yürüten Alman Prof. dr Herald Hauptmann ile Almanya’da yaptığımız röportajın yayımlanmayan ikinci bölümünde Hauptmann: “Maddi kültürel mirasın ancak % 30’unu kurtarabildik.” (2) diyerek Keban Barajı’nın sebep olduğu maddi kültür kayıplarına dikkat çekmişti. Proje ile ilgili ilk ağızdan yapılan bu çarpıcı açıklama, bölgede barajlarla gelen kültürel kayıpların acı ama bir gerçek itirafıdır. Hauptmann’ın kayıtlarımızdaki söyleşisinin devamında Türkiye’nin barajlar politikasına dair şu açıklamaları da yer almaktadır: “Önemli bir bölümü suyolları üzerinde olan 15 bin yıllık yerleşik kültürel yapılanmanın barajlarla yok edilmesine anlam veremiyorum.

 

Avrupa’nın 3-4 bin yıllık yerleşik tarihi yapılanmasına karşın Türkiye’nin 15 bin yıllık yerleşik medeniyete beşiklik yapması, taşıdığı tarihi değerler ve turizm potansiyeli itibarıyla barajlar konusunda daha hassas ve alternatif projeler üretmesi gerekir.” Hauptmann, Türkiye için barajlara alternatif enerji kaynaklarından da söz ediyor. Keban Barajı geniş bir alanı kapsıyordu. Keban’da su tutulma tarihi belliydi. Bölgede yapılan folklor ve etnografya araştırmaları çok sınırlı bir alanda ve zamanla yarışarak az sayıda personelin fedekarlığı ile bir dizi finansal ve teknik imkânsızlıklara rağmen gerçekleşmiştir. Keban’a bağlı ek proje olarak Munzur, Mercan ve Pülümür barajları da 115 km lik alanı suya boğmaktadır. Bu alanda hiçbir kurumca yüzey araştırması, arkeolojik kazı-kurtarma veya etnografya çalışması yapılmamıştır.

 

Vadiler boyu onlarca köy ve mezra doğrudan veya dolaylı şekilde barajlardan etkilenmektedir. Bölgede şiddet olayları sonucu ve diğer nedenlerle yaşanan göçe barajlarda su tutulması sonrası gerçekleşecek göç de eklenince önemli oranda etnografik malzeme, sözlü kültür ürünü ve kaynak kişiler yitirilmiş olacaktır. Önemli bir kesimi metropollere göçen kaynak kişiler, insan deryasında bir damla su misali kaybolacaklardır. Kitlesel göç ve kaynak göçü kültürel süreklilikte kopmaya, kırılmaya neden olacaktır. Vadiler boyu bazıları yıkık da olsa birçok tarihi esere, birçok açık inanç mekânına rastlanılmaktadır. Yörenin Alevi inancında suyun kutsallığı vadır. Yöre insanları Hızır Günleri’nden Nevruz’a ve Kara Çarşamba Mart’tan Gaxan’a kadar takvime bağlanmış kutsal günlerde mutlaka vadideki su kaynağı ile buluşarak inançlarını icra ederler. Bu vadilerdeki gölet, göze, kaya, ulu ağaç gibi yeryüzü kültleri, açık inanç mekânları su altında kalacaktır. Yörede halk edebiyatının ve halk müziğinin değişik türlerine ve örneklerine rastlamaktayız: vadideki tarihi eser ve açık inanç mekânlarına dair onlarca efsane, hikâye, mani, türkü, anı, dua…

 

Bu ürünler barajın inşaası başladıktan sonra derlenemeden, arşivlenemeden, modern sanatsal formda anlatı biçimlerine ve yorumlarına kavuşamadan suya ve göçe terk edilecektir. Vadiler, adeta söylence güzergâhlarıdır. Yöre halkının Alevi inancına sahip olması ve bu inanç sisteminde suya tapınmanın önemli rölünün olması dolayısıyla Munzur, Mercan ve Pülümür vadileri söylence güzergâhı olma özelliklerini pekiştirmişlerdir.

 

Ganj ırmağının Hintlilerin inancında yeri ne ise Munzur, Mercan ve Pülümür vadi sularının Tunceli yöre halkı inancındaki yeri de odur. Kilise, cami ve havranın üç semavi dinde anlamı ne ise su, dağ, ulu ağaç gibi kültlerin yöre halkının inancındaki yeri de odur. Bölgede Keban Barajı sonrası birçok nahiye ve büyük köy gibi yerleşim alanları sular altında kaldı. Dağlık bölgelerin küçük köy ve mezralarına karşın sular altında kalan büyük yerleşim alanlarında; folklor, halk edebiyatı ve halk müziğinin bazı türleri daha gelişmiş idi. Örneğin merasim, oyun, tamaşa ve mutfak kültürü…

 

Benzer durum Munzur, Mercan ve Pülümür vadilerindeki yerleşim alanları için de sözkonusudur. Keban Barajı, Tunceli ili Mazgirt, Çemişgezek ve Pertek ilçelerinin; Elazığ ili merkez, Ağın ve Palu ilçelerinin en verimli tarım arazilerini yok etti. Baraj sonrası yaşanan göç yakın il Elazığ’a ve metropollere yöneldi. Arazilerini yitiren birçok köylü yakın oba köylerinde çoban ya da yarıcı olarak çalışmak zorunda kaldı. Keban Barajı dramı; köyünden, çiftinden ve çubuğundan kopan bu insanların dilinde beddua dolu bir ağıta dönüştü: ‘Bendin yıkılsın Keban Suyun çekilsin Keban Evimin beyi iken Ele olmuşum çoban’(3) Bir barajın getirisinin yanında götürüsünün de iyi hesaplanması gerekir. Munzur, Mercan ve Pülümür vadilerinde yapılan barajların ekonomik, idari boyutunu; flora ve fauna türlerine, yer altı su dengesine olan etkisini konu edinen ‘Munzur doga ve kültür festivalleri panellerin‘de uzman akademisyenler konuya açıklık getiriyor ve alternatifler sunuyorlar. Baraj alanında maddi ve manevi kültür değerlerinin tespiti, kaydı ve kurtarılması uzun yıllar ve maddi imkânlar gerektiriyor. Barajlarda suyun tutulmasına yakın bir tarihe endekslenmiş kültürel alan çalışması; eksik, yetersiz bir çalışma olarak kalmaya mahkûmdur. Munzur Vadisindeki tarihi eserleri, inançsal mekânları, bu mekânlara dair söylenceleri ve edebi söylemleri şöyle sıralayabiliriz.

 

KEREM KÖPRÜSÜ

 

Yapımı biten Uzun Çayır Barajı’nın altında kalacak ilk tarihi eser ‘baht ve murad köprüsü’ olarak kutsanan Selçuklulardan kalma Kerem Köprüsü’dür. Sevip ayrı düşenlerin birbirlerine kavuşmayı ve muradlarının açılmasını diledikleri kutsal köprüdür. Gurbete gidenlerin sılaya varmaları dileğinde bulundukları köprüdür. Uzun Çayır Barajı gövdesinin 500 metre gerisinde Munzur Suyu üzerinde kurulu, üç kemerli yıkık Kerem Köprüsü kalan üç ayağı ile zamana direnmektedir.

 

Orta ayağı kısmen biriken baraj sularına gömülmüştür. (2002 görüntü kayıtlarımızda mevcuttur) Kerem Köprüsü, yörede ezgiyle anlatılan Kerem ile Aslı’nın halk hikâyesinin önemli mekânlarındandır. Hikâyede yana yana, döne döne Aslı’sını arayan Kerem, arkadaşı Sofu ile Munzur Suyu’nun kıyısına varır. Kerem suya hitaben: -Ey akların akı, pakların pakı su! Aslım gelip senden geçti mi? diye sorar. Su cevaben: -Aslı’nın geçtiği su çoktan geçip gitmiştir. Ben o su değilim. Var şu kayalıktaki köprüye sor, der. Kerem suyun cevabına anlam veremez. Köprüye doğru yönelirken suyun ‘ben o su değilim’ cevabı aklını kurcalar durur. Derken köprüye varır. Köprüye hitaben: -Ey kemerlerin eğmesi İki yakanın düğmesi (köprü) Aslım gelip sırtından geçti mi? Köprü: -Evet âşık. Gelip geçti, der. Kerem hiddetlenerek: -Hay sen yıkılasın! Deyip beddua çeker. Köprü sırtından yıkılıverir. Kalır üç ayağı ile başbaşa. Kerem ile Sofu kala kalırlar baharda coşkun akan Munzur’un kıyısında. Sofu Kerem’e kızarak: -Bari köprüyü geçtikten sonra beddua edeydin. Şimdi ne yapacağız burada? Kerem sazını dillendirir. Şu deme ile Munzur’dan yol ister: ‘Deli gönül muradına Eremedi avaredir Sorar Aslı Aslı deyi Yola düşmüş divanedir’(5) Bu demeden sonra Munzur Suyu seyrelir.

 

Kerem ile Sofu suyu geçip gidiverirler Aslı’nın ardısıra. Hikâyede diyalektiğin ‘değişim’ yasasının halkça algılanmasına ve kullanılışına tanık oluruz. ‘Baht ve murat’ geçidi Kerem Köprüsü, yakın zamanda baraj sularına gömülecek ve hikâye mekânından kopacaktır.

 

Köprü ile barajın gövdesi arasında ‘Kâfir Odaları’ denilen tarihi oyma odalar mevcuttur. Hangi dönemden kaldığı tespit edilemeyen bu tarihi taş odaları ‘askeri bölge’ içinde kalmaları nedeniyle görüntüleyemedik. Uzun Çayır Barajı’nın gövdesi ile barajın sularının son noktası arasındaki 20 kilometrelik vadide, Türüşmek (Tursmege) mevkiinde ‘Hızır Gölü’(Gola Yıskela), Melek Bahçe’de bir nevi ‘Cem Evi’ ve ziyaretgâh olan ‘Kureyş Baba’nın Secere Evi’ ve ‘Ulu Kurban Ağacı’ (Jiara Darıkıne) su altında kalacak kutsal yerlerdendir. Dinar Deresi’nin Munzur’a kavuştuğu kavşaktaki ‘Aree Dere Dinaru’(Dinar Deresi Değirmeni)’ da 1938’de halkın topluca katledildiği mekândır. O da baraj sularına gömülecektir. Ayrıca bu güzergâhta yer alan birçok mezranın mezarlığındaki ‘Koç mezar başlıkları’ da sular altında kalacaktır.

HIZIR GÖLETİ ( GÖLE XIZIRİ)

Uzun Çayır Barajı altında kalacak diğer önemli açık inanç mekânı ise Tunceli şehir merkezinde Munzur ile Pülümür çaylarının kavuştuğu kavşaktaki ‘Hızır Göleti’(Gole Xızırı/Gole Çhetu) dir. Söylenceye göre Hızır ile Mılanlı Derviş (Dewreso Mılız)’in buluşup birbirlerine ikrar verdikleri mekândır. Yörede bu gölet mekânına ‘İkrar Göleti’(Gole İqrari) de denir(6). Söylenceye göre bu buluşmadan sonra Derviş, Mılan Köyü’nü; Hızır da bu göleti mekân tutmuştur. Musayıp(sağdıç) olmak isteyen çiftler bu gölete gider bir avuç su yudumlayıp birbirleine ikrar verirler. Musahiplik Alevi inancında çok önemsenen üç ikrardan biri olarak ‘ahiret kardeşliği’ dir. Hızır Göleti iki kişi arasında mezara kadar mutlaka saklı tutulması gereken ve ‘Hızır’ın Sırrı’ (Sırre Xızıri) olarak adlandırılan sırrın da verildiği mekândır. Yörede ayın-i cem sadece kapalı mekânlarda yapılmaz. Bazen kutsal bir dağda, gölet ve göze başında da yapılır. Hızır’ın aşikâr olması ve dara yetişmesi inancı ile 1960’lı yıllara kadar yazları bu göletin kıyısında cem tutulurdu. Çocukluğumda bunu birçok kez izleme imkânı buldum.

Hızır Cemi’nde dervişler saz çalar transa geçer ve ateşe girip kehanetlerde bulunurlardı. Transın geçmesi ve soğumak için göle girerlerdi. Samahlar dönülür, kurbanlar kesilir ve niyaz edilirdi. O yıllarda bu gölet kıyısında tutulan Hızır Cemlerinde ‘Ya Hızır’ adı altında icra edilen samah nefeslerinden biri, Mazgirt Kurkurik Köyü’nden gezgin, seyit, şair ve üç dilde nefes söyleyen Seyit Süleyman Dede, bizzat bu mekânda cem tutup samah icra ettiği nefesi bana aktarmıştı. Bu samahtan birkaç mısra: ‘Hızır’ın Cemi’nde pervaz gidelim Samah dönün canlar duvaz edelim Gülbank çekin canlar, niyaz edelim Aşk-ı ilahiyi avaz edelim Ya Hızır, ya Hızır avaz edelim’(7) Baraj çalışmaları sonrası ikrarın, Hızır’ın ve sırrın mekânı söylenceden kopacaktır. Çevresi, inşaatlara kum sağlamak için iş makinaları ile tahrip edilen bu gölet, baraj yapımı tamamlanıp sular tutulunca ebediyen yok olacaktır. (Şu an bu gölet su tutulması sonrası yok oldu)

 

PÜLÜMÜR VADİSİ

 

Tunceli şehir merkezinden doğuya doğru 7 km mesafede Pülümür Vadisi’nde yapılacak olan Kocakoç (Pah) Barajı master plan dâhilindedir. Vadinin 15 km lik alanı baraj inşası sonrası su altında kalacaktır. Bu baraj alanında kutsal Çil Kayası(Kemere Çile) Göleti, tarihi Marçik köprüsünden geriye kalan Marçik köprüsü kemerleri, Ulu Ağaç Toluluğu ve Bud Kilisesi kalıntılarının olduğu Bud ziyareti sular altında kalacak. Ayrıca 1950’li yıllarda Tunceli-Erzincan Karayolu yapım firmasının yerlerinden sökerek yol istinat duvarının temellerinde dolgu malzemesi olarak kullandığı tarihi Ermeni mezarlığının oyma taş sanatının ilginç örnekleri sular altında kalacaktır.

Bu vadinin, 1938’de toplu katliam yapılan Harçik mevkiinden Marçik mevkiine kadar uzanan, yerleri de sular altında kalacaktır. Örneğin Harçik Kavaklığı altı, Dere sandalu ve vadi kesişiminde Cıvrayıle Kheji Ailesi’nin katledildiği yer, Marçik Cevliğinde Binlerce Demenanlının katledildiği yer… Marçik’in ‘Sahar’(Şehir) denilen mevkiinde bir şehir kalıntısının olduğuna dair bir söylence de vardır. Yine Noru köyünün ırmak kıyısında, suya devrilen kaya kabartmalarının olduğu Hızır Gölü (Ermenilerce de kutsal gölet) ve bu gölle ilişkili 19.yy meşhur Ermeni cerrahı Mirake Nuri’n söylencesi, Söğütlü Çeşme (Cesute Qırajgere)’de ki Khaljerin Gölü ve Efsanesi, Derviş Kale (Khela Dewreşi) altındaki şifalı su kaynağı (Gırmıke) ve söylencesi…

 

Bu söylence ve mekânlar da baraj suları altında kalacaktır. Ayrıca Pülümür Vadisi boyunca yer altına açılan sığınak mağaralar da mevcuttur. Vadi boyu bu kutsal gölet, ulu ağaç, tarihi köprü, şifalı su kaynakları ve toplu katliam noktalarının ayrı ayrı söylenceleri, anıları ve tarihleri vardır. Yöre halkı takvime bağlı kutsal günlerde mutlaka kurbanları ve niyazları ile vadideki subaşına iner, bu açık inanç mekânlarını ziyaret ederler. Örneğin Kara Çarşamba (Qere Çharseme Marti), Nevruz (Newe Marti) günlerinde özellikle yöre kadınları baraj altında kalacak olan bu kutsal göletlerden ve gözelerden su alıp ev ahalisine içirir; hayvanlarına, evine ve yiyecek malzemelerine sağlık ve şifa temennisi ile serperler.

Kadınların kutsal gölet ve göze başında toprağa secde günü (Newe Marti), 20 Martı 21 Mart’a bağlayan gece okudukları Nevruz temenni ve rızk duası oldukça paylaşımcı ve humanist duyguları yansıtır: ‘Ya mılakete sewa esmoene Rızke xora Ave cırm u cani de Der u cirani de Verge yavani de Dıma hona ma necharunu xode(8) ‘Ey bu kutsal günün melaikesi Rızkından Evvela cümle âleme Kapı komşuma Yabandaki aç kurta En son da biz naçarlarına ver’ Yine aynı vadinin Söğütlü Çeşme mevkiinde baraj suları altında kalacak olan ‘Seyit ile Köpeği’nin Mezarı’na rastlamaktayız. 1910-20 yılları arasında devlet askerlerince vurulan Baba Mansurlu yoksul Seyit’in köpeği sahibinin cesedin yalnız bırakmaz.

Cesede insanları, kurdu-kuşu, yılan-çiyanı yaklaştırmaz. Günlerce sahibinin cesedi başında nöbet tutar. Sonunda başını cesedin göğsüne koyup can verir. Seyit’in Köpeği’nin bu vefalı davranışına atfen, saygı ve ibret nişanesi olarak köylülerce Seyit ve köpeği için yanyana iki mezar inşa edilmiştir. Hayvanın bu vefalı davranışı köylüler tarafından mezar ile anıtlaştırılmıştır. Ancak ‘Seyit ile Köpeği’nin kabri, baraj alanı dışında bir mekâna taşınarak ‘hayvanın vefası’ anıtlaştırılmadan, gelecek nesillere miras bırakılma şansına kavuşmadan yok olup gidecektir. Tunceli şehir merkezi ile Ovacık(Pulur) ilçesi arasında sarp Munzur Vadisi’nde master planda olan dört barajın tamamlanması ile birçok açık inanç mekânı ve toplu katliam mekânı sular altında kalacaktır. Örneğin 5. km de Hızır Kayası ve Hızır Göleti, 15. km de şifalı su ve kutsal Ana Fatma gözesi, 22. km de Halbori Hızır Gözeleri, Halbori Katliam kayalığı, Laç Deresi katliam yeri ve diğer kutsal uğrak noktalar sular altında kalacaktır. Her kutsal mekânın ve toplu katliam yerinin anısı, kılamı, manisi, söylencesi ya da duası vardır. Master plandaki Bozkaya Barajı altında kalacak olan Hızır Kayası ve Hızır Göleti’ne atfen yanıbaşındaki Kemero Bel Mezrası’nda tutulan ayin-i cemde Kemer’li Derviş (Dewres) ile Mılan’lı Derviş: ‘Carımıza tez yetiş Ey kayadaki Hızır Hayırlı bir haber getir İmdat! Hazır u Nazır’(9) diyerek trans esnasında ayin-i cemi terk edip göle ve kayaya doğru yürüdükleri anlatılar arasındadır.

 

Kutsal Ana Fatma Gözeleri (maden suyu kaynağı) söylencede Hz. Ali’nin eşi Ana Fatma’nın keçilerinin sütünün döküldüğü yerde fokurdayan kudret kaynağı olarak bilinir. Hz. Ali ile Kırklar, Kırklar Dağı(Koe Qelxeru)’nda mekân tutarken, Ana Fatma’da ‘Hızır’ın davarı’ denilen yabani dağ keçileri ile bu vadinin sarp kayalıklarını mesken tutar. Rivayete göre Ana Fatma keçilerini kayalıkta sağarken bakracın devrilmesi sonucu süt kayadan dökülüverir. Ak süt ak köpüklü gözeler olarak çıkıverir. Su kaynağını hastalar ziyaret eder. Bu maden suyunun şifalı olduğuna inanılır.

Bu söylenceyi Zazaca söylenen bir mani şöyle ifade eder: ‘Mal ğıleno kemer ra Keçiler yayılmış kayalıkta Kemer mito Kayalık mittir Wayıre na mali kamo? Sahibi kimdir şu keçilerin? Ğızık demdiyo Bakraç devrilmiş akıyor Sade qudreto, sıto’(10) Sade kudrettir, süttür Bu şifalı su kaynağı da Bozkaya Barajı sularına gömülecektir. Halbori ya da Hızır Gözeleri olarak bilinen kutsal gözeler, halkın kurban kestiği, niyaz ettiği su kaynağıdır. Munzur’un iki yakasındaki köylülerin buluşup aralarındaki problemleri çözüp, ikrar suyunu yudumladıkları mekândır. Bu gözelerin söylencesi, birbirlerine kavuşmayan âşık iki gencin Munzur’un sularına gömülüp sonra ırmağın iki yakasında gözeler olarak çıkıp Munzur’a karışarak tekrar buluştuklarına dairdir. Bir mesire yeri olan ve Munzur Milli Parkı alanına giren bu gözeleri her yaz onbinlerce kişi ziyaret eder. Bu kutsal gözeler de Kaletepe Barajı suları altında kalacaktır.

 

1938’de yapılan katliam yerilerinden olan Halbori altında ki kayalık ve değirmen ile daha ilerideki Laç Deresi de yine bu barajın sularına gömülecektir. Vadinin devamında Torunova mıntıkasında yapılacak olan Konaktepe-1 Barajı da Ovacık ilçe merkezine kadar bütün vadiyi ve yan vadileri su altında bırakacaktır. Vadinin bu kesiminde de birçok inanç noktası bulunmaktadır. Adına bir dizi söylencenin olduğu göletler, kayalar, ulu ağaçlar ve geçitler birbirlerini takip etmektedir. Munzur, Pülümür ve Mercan vadileri adım adım kutsal noktalar ve söylencelerin vadileridir.

MERCAN VADİSİ

Sarp kayalıklar arasından Munzur sıradağlarına doğru uzanan Mercan Suyu’nun aktığı 18 km lik vadidir. Ovacık ilçe merkezine 10 km kala Munzur Vadisi ile buluşur. Vadinin başlangıcında Akyayık Barajı master plan dâhilinde iken Molla Aliler Köyü’nde inşa edilen Mercan Barajı’nın yapımı bitmiştir. Munzur dağlarına, tarihi Kırk Merdiven Basamakları’na doğru uzanan Haramiler Deresi, Mercan Vadisi ile keşişen yan deredir. Mercan, Köroğlu Efsanesi ve Köroğlu Kolları’nın değişik varyantlarının geçtiği, Köroğlu ve Koçakları adına mekânların olduğu vadidir. Örneğin Köroğlu Mağarası, Haramiler Deresi, Ayvaz’ın Tarlası, Kırk Merdiven… Kaynak kişilerce Köroğlu-Kırat Oyunu’nun oynandığı, Köroğlu Koçaklamalarının söylendiği vadi, tarihi Eğin-Erzincan İpek Yolu’nun da geçtiği güzergâhtır. Kaynak kişilerin aktardığı söylencede Köroğlu, Kervan soyan Haramilere karşı savaşır. Havaçor Gediği’nden Kırat’ını şaha kaldıran Köroğlu, kartal donunda uçarak Mercan Vadisi’ne varır. Haramilerle savaşır. Kervancıların can ve mal emniyetini sağlar(11). Mercan Vadisi boyunca Kervan Yolu’nun emniyetini sağlamak için yapılan bazı gözetleme kulelerinin kalıntılarına rastlamak mümkündür. Mercan ve Kıral Kızı mezarı ve söylencesine de…

Mercan Vadisi’nde adına ‘Hews’ denilen iki adet tarihi ve kutsal mezarlık vardır. Molla Aliler Köyü ile Mercan Gözeleri arasında, Dersim Alevi inancında mürşitlik postuna oturan Baba Mansurluların Mezarlığı ile pirlik postuna oturan Derviş Cemalli Hızır Dede mezarlığı da mevcuttur. Bu mezarlıklardaki mezarüstü koç ve fes başlıklı oyma taş örnekleri tarihi ve kültürel bir öneme sahiptirler. Baba Mansur Mezarlığı, Mercan Barajı inşası esnasında hazine avcılarınca tahribe uğratılmıştır. Bu tarihi mekânlar âdeta insansızlaşmış vadinin kaderine terk edilmiştir. Munzur ve Mercan vadilerinin zemininde yeraltına açılan mağaralar da bulunmaktadır. İlk yerleşim yeri olan bu doğal sığınaklar yaşamın ilk evrelerine dair izler de taşımaktadırlar.

 

KAYNAKLAR:

 

1. Dr. Hamit Zübeyir Koşay, Etnoğrafya Ve Folklor Araştırmaları-Pulur, s.13, TTK Basımevi, Ankara-1977 2. Prof. dr Herald Hauptmann, Söyleşi: Kültür tahribatı mahküm edilmelidir Daimi Cengiz-2002, Evrensel Kültür Dergisi, sayı 149, s.57-58

3. Derviş Cemallı Sakallı Dede, Çemisgezek-Doğan Köyü, Derleme: Daimi Cengiz-1989

4. Ali Haydar Kalman, Mazgirt ilçesi Yusuf Ağa Mezrası, Deleme: Daimi Cengiz- 2002 Seyit Süleyman Dede, Mazgirt ilçesi Khurkurik Köyü, Derleme: Daimi Cengiz- 1984

5. Halk Ozanı Sılo Qız, Tunceli ili merkez Milli Köyü, Derleyen: Daimi Cengiz-2000

6. Seyit Süleyman Dede, Mazgirt ilçesi Khurkurik Köyü, Derleyen: Daimi Cengiz-1986

7. Gevher Beltan, Tunceli merkez Kortasure Köyü, Derleyen: Daimi Cengiz-1987

8. H. Polat Dede, Tunceli merkez Kemero Bel mezrası, Derleyen: Daimi Cengiz

9. Hüseyin Çiçek, Tünceli merkez Sıliç Köyü, Deleyen: Daimi Cengiz-2000

10. Ana Gıran, Ovacık ilçe merkezi, Derleyen: Daimi Cengiz-1993 (Derleme yeri: Almanya)

11. Murtaza Gündoğan, Ovacı ilçesi Şahverdi Köyü, Derleyen: Daimi Cengiz-2000

Dr. Daimi Cengiz– ( Ekim 2002)

 

 

Bu haber toplam 691 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006-2016 Dersim Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 (428) 212 10 16 | Faks : 0 (428) 212 10 16 | Haber Scripti: CM Bilişim